Diyabetik Ayak Enfeksiyonu, şeker hastalığının en ciddi komplikasyonlarından biridir. Genellikle ayakta gelişen küçük bir yara ya da çatlakla başlayan bu süreç, hızla enfekte olabilir ve tedavi edilmediğinde ampütasyona kadar ilerleyebilir. Uzun süredir diyabet hastası olan bireylerin yaklaşık %15’i hayatlarının bir döneminde bu tür bir enfeksiyonla karşılaşır. Doç. Dr. Selim Aydın diyabetik ayak konusunda özellikle erken müdahalenin, eğitim ve multidisipliner yaklaşımın altını çizmektedir. Bu makalede Diyabetik Ayak Enfeksiyonunun nedenleri, belirtileri, tedavisi ve korunma yolları kapsamlı şekilde ele alınacaktır.
Diyabetik Ayak Enfeksiyonu gelişmeden önce bazı yapısal ve fonksiyonel değişiklikler meydana gelir. Yüksek kan şekeri, damarları ve sinirleri etkileyerek ayağın doğal savunma mekanizmalarını zayıflatır. Periferik nöropati ve damar tıkanıklıkları, enfeksiyon gelişimini kolaylaştıran başlıca faktörlerdir. Nöropati, ayağın duyusunu azaltarak küçük yaraların fark edilmemesine neden olurken, damar bozuklukları dokuya yeterli oksijen ve besin gitmesini engelleyerek iyileşmeyi geciktirir.
Basit bir tırnak batması, su toplaması veya nasır, diyabetli bireylerde büyük bir probleme dönüşebilir. Ayakkabı vurması, tırnak kesimi sırasında yapılan küçük hatalar bile enfeksiyon kapısına dönüşebilir.
Diyabetik Ayak Enfeksiyonu genellikle cilt bütünlüğünün bozulduğu yerlerde başlar. Bu, bir mantar enfeksiyonu, çatlak, ayakkabı sürtmesi ya da ayak tırnağının köşesinde oluşan küçük bir kesik olabilir. Bağışıklık sistemi diyabet nedeniyle zayıflamış olan bireylerde mikroorganizmalar bu açıklıklardan içeri girer ve hızla çoğalır.
Eğer enfeksiyon erken fark edilmezse cilt altındaki dokulara, kaslara ve hatta kemiklere kadar ilerleyebilir. Bu durumda osteomiyelit (kemik iltihabı) gelişir ve tedavi süreci hem daha uzun hem de daha zorlu hale gelir.
Diyabet, bağışıklık sistemini doğrudan baskılayan bir hastalıktır. Hücrelerin enfeksiyonla mücadele kabiliyeti azalır, iyileşme süreci yavaşlar. Bu da enfeksiyonun yayılmasını kolaylaştırır.
Diyabetik Ayak Enfeksiyonu kendini çoğu zaman şu belirtilerle gösterir
Doç. Dr. Selim Aydın, bu belirtilerden herhangi birinin gözlenmesi durumunda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurgular.
Bu sınıflamada yara derinliği ve doku tutulumuna göre 0’dan 5’e kadar seviyelendirme yapılır. Seviye yükseldikçe komplikasyon ve ampütasyon riski artar.
Amerikan Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (IDSA) enfeksiyonu hafif, orta ve şiddetli olarak üçe ayırır. Bu sınıflama antibiyotik seçiminde yön gösterici olur.
Diyabetik Ayak Enfeksiyonu tedavisinde antibiyotik seçimi kültür sonucuna göre yapılmalıdır. Hafif enfeksiyonlarda ağızdan tedavi yeterliyken, orta ve ağır olgularda hastaneye yatırılarak damar yoluyla antibiyotik verilmesi gerekir.
Ciddi enfeksiyonlarda ölü dokuların temizlenmesi (debridman), apse boşaltımı veya nekroz oluşmuşsa ampütasyon uygulanabilir. Dr. Selim Aydın, cerrahi müdahalenin zamanlamasının enfeksiyon kontrolü ve ayak bütünlüğünün korunması açısından hayati öneme sahip olduğunu belirtir.
Kan şekeri kontrol altına alınmadan hiçbir yara başarılı şekilde iyileşmez. Bu nedenle insülin ya da oral antidiyabetiklerle tedavi mutlaka gözden geçirilmeli, diyetisyen desteği alınmalıdır.
Ayaklar her gün sabunlu suyla yıkanmalı, iyice kurulanmalı ve nemlendirici kullanılmalıdır. Tırnaklar düzgün kesilmeli, batık oluşmaması için dikkat edilmelidir.
Ayağı sıkmayan, yumuşak, dikişsiz, hava alabilen ayakkabılar tercih edilmelidir. Dr. Selim Aydın, ayakta şekil bozukluğu olan bireylerde özel yapılmış ortopedik ayakkabıları önermektedir.
Her gün ayaklar incelenmeli, yara, şişlik, renk değişikliği olup olmadığı kontrol edilmelidir. Bu kontroller bir ayna yardımıyla yapılabilir.
Yılda en az bir kez podiatrist ya da ayak sağlığı uzmanı kontrolü önerilir. Riskli hastalarda bu süre daha sık olmalıdır.
Diyabetik Ayak Enfeksiyonu kemiğe ilerlerse osteomiyelit gelişebilir. Bu durumda tedavi aylarca sürebilir ve çoğu zaman cerrahi şart olur.
Erken müdahale edilmezse enfeksiyon yayılır ve hastanın hayatını tehdit edebilir. Bu durumda ampütasyon kaçınılmaz hale gelir. Ancak bu durum son çare olarak düşünülmelidir.
Ayak kaybı, yaşam kalitesini büyük ölçüde etkiler. Depresyon, kaygı bozuklukları ve sosyal izolasyon sık görülür. Psikolojik destek sürece mutlaka dahil edilmelidir.
Diyabetik Ayak Enfeksiyonu tedavisinde tek bir branşın yeterli olması mümkün değildir. Endokrinoloji, enfeksiyon hastalıkları, ortopedi, plastik cerrahi, damar cerrahisi, diyabet hemşiresi ve fizyoterapist gibi uzmanlık alanlarının koordineli çalışması gerekir.
Doç. Dr. Selim Aydın, bu işbirliğinin tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurgular.
Trombositten zengin plazma (PRP) tedavileri, iyileşmeyi hızlandırmak amacıyla bazı hastalarda kullanılmaktadır. Araştırmalar umut vericidir.
Henüz yaygın bir klinik tedavi olmasa da, kök hücre tedavileri iyileşmeyen diyabetik yaralar için gelecek vadetmektedir.
Diyabetik Ayak Enfeksiyonu, erken tanı ve etkin tedavi ile önlenebilir bir sorundur. Ancak ihmal edildiğinde hastanın yaşam kalitesini ve uzuv bütünlüğünü tehdit eder. Dr. Selim Aydın, bu konuda hem hasta hem de sağlık çalışanlarına düşen sorumlulukların önemini her fırsatta vurgulamaktadır.
Kan şekeri kontrolü, ayak bakımı ve düzenli takip bu sürecin temel taşlarıdır. Her diyabetli bireyin, ayaklarına göstereceği özenin yaşamlarını nasıl etkileyebileceğinin farkında olması gerekir. Küçük bir yara, doğru zamanda fark edilmezse büyük kayıplara yol açabilir. Bu yüzden bilinç, eğitim ve disiplinli takip hayat kurtarır.